PROBİYOTİK VE PREBİYOTİK NE DEMEKTİR?
Probiyotikler “pro” ve “biota” olarak iki kısımdan oluşan “for life” anlamını taşıyan “yaşam için” gerekli canlı mikroorganizmalardır. “Anti” ve “biota” ile tam zıt anlamı taşır, etkisi “antibiyotik” etkisinin tam tersidir.
Prebiyotikler ise bedenimizde normal olarak var olan yararlı yaşamsal bakterilerin etkisini arttıran, sindirilmeden kalın barsağa ulaşabilen gıda içerikleri olarak tanımlanır.
PROBİYOTİKLER ÇOK ÇALIŞKANDIRLAR!
Yaşama yardımcı bu yararlı bakteriler, kalın bağırsakta koloniler halinde yaşar, doğal yapımızla uyumludur. Sindirim sistemimize dirençlidir ve sindirime yardımcıdır. Toksinleri ve vücutta oluşan diğer atıkları tüketerek antimikrobiyal maddeler, vitaminler, vitamin ve mineral emilimini kolaylaştırıcı maddeler, bağışıklık sistemini uyarıcılar salgılar ve sağlığımıza katkı sağlarlar.

- Hastalıklara neden olan patojen bakterilerin üremesine engel olarak, antimikrobiyal etki gösterirler. Zararlı bakterilerin sindirim sistemine yerleşmesine engel olurlar.
- Sindirim sisteminde oluşan toksinlerin ve diğer atık maddelerin zarar vermesini engellerler.
- Sindirimi kolaylaştırıcı mekanizmaları vardır.
- Bağışıklık sistemini uyararak harekete geçirirler ve güçlendirirler.
- Karsinojen oluşumunu engellerler.
- Bağırsak hareketini hızlandırır ve düzenlerler.
- Kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerin emilimini ve vücuda faydasını (biyoyararlılık) artırırlar.
- Kandaki kolesterol ve trigliserid düzeylerini olumlu etkilerler.
- Hastalığa neden olan mikroorganizmaların çoğalmasını önleyerek enfeksiyon gelişme riskini azaltırlar.
TARİHTE VE FARKLI KÜLTÜRLERDE VARLAR!
Fermante sebze, meyve, bakliyat, tahıl ve süt ürünleri Asya, Ortadoğu ve Afrika’da binlerce yıldır gıdaları muhafaza etmek ve hastalıkların tedavi etmek için kullanılmakta ve tüketilmektedir. Buna karşılık fermente süt ürünlerine Batı toplumları hep şüpheyle yaklaşmışlardır. Fermantasyon bir ön sindirimdir. Sindirimi insan metabolizması için zor olan gıdaları, atalarımız fermante ederek tüketim yöntemleri ve çeşitliliğini geliştirmişlerdir.
Bilimsel olarak ise probiyotik özellik taşıyan mikroorganizmaların insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri ilk defa 1908 yılında, Nobel ödüllü Rus araştırmacı Elie Metchnikoff tarafından ortaya atılmıştır. Metchnikoff yıllar önce Bulgar köylülerinin daha uzun yaşadığını fark etmiştir. Araştırdığında, bu insanların bol miktarda yoğurt tükettiklerini görüp, yoğurdu incelediğinde canlı bakterilerle karşılaşmış ve bunlara Lactobacillus bulgaricus adını vermiştir.
Yoğurt, dünyada sadece Türk toplumu ile özdeşleşmiş ve bütünleşmiştir. Sütü daha uzun süre saklamak maksadıyla üretilmiş ve Türk yemek kültürüne çok çeşitli şekillerde yerleşmiştir. Yine kımız, kefir, ayran gibi probiyotik içecekler de aynı kültürün geleneksel motifleridir.
Asya toplumları tarafından kabul gören tarhana, sebze ve meyve turşuları, sirke ve soslar prebiyotik ve probiyotik özelliktedir.
Avrupa’da ise fermente sebze ve meyveler süt ürünlerine göre daha sık tüketilmektedir. Turşu ve soslar bu kültürde önemli yer tutar. Süt ürünlerinin Asya toplumları üzerindeki faydalarını ise detaylı araştırmalara konu edinmişlerdir.
PROBİYOTİKLER VE İNSANLIK ARASINDAKİ KUVVETLİ BAĞ
Anne karnındaki bebeklerin normal florası sterilken, normal doğumla birlikte oluşmaya flora başlamakta ve yaşam boyu sabit kalmaktadır. Sindirim sistemi dış dünyadan yiyecek içeceklerle gelen zararlı içeriklere, ilk sindirimle birlikte oluşan vücut atıklarına karşı devamlı savaşım halindedir. Doğumla kazanılan ve zamanla gelişen “yaşam bakterileri” bu dengenin sağlanmasında çok önemli bir rol oynar. Bu nedenle erken doğan bebeklerin, savunma sistemleri zayıftır, geç gelişir ve hastalıklara açıktır. İlk günlerden itibaren probiyotik takviyesi bu bebeklerin yaşamı için elzemdir, hastane ve diğer enfeksiyonlara karşı korur.
Probiyotiklerin birçoğu hastalığa neden olmayan canlılar olup insan sindirim sisteminde doğal olarak bulunmaktadırlar. Gelişmeleri ve çoğalmaları vücudumuza çok çeşitli yararlar sağlamaktadır. Bilim çevrelerince detaylı olarak yapılan araştırma sonuçları net bir şekilde göstermektedir ki probiyotiklerin kullanımı güvenlidir.
PREBİYOTİK VE PROBİYOTİK GIDA İLE BESLENME
Probiyotik gıda, içerisinde raf ömrü sonuna kadar yeterli miktarda canlı “yaşam bakterisi” içeren gıdadır. Probiyotik beslenmek için her gün düzenli olarak probiyotik gıdalardan tüketmek gerekir. Probiyotik gıdaların başında yoğurt, ayran, kefir, tarhana, turşu, sirke ve soslar gelir. Bu gıdalardan en az birinden her gün tüketmek, bedenimizdeki işlevselliğine destek olmak demektir. Böylece barsaklarımızda yaşamlarını devam ettiren bakteri kolonileri, çalışmalarını sürekli hale getirerek bağışıklık sistemine destek olurlar.
Prebiyotikler ise “yaşam bakterilerinin” canlılığını devam ettirebilmesi için kullandıkları besinlerdir. Şu ana kadar belirlenmiş prebiyotikler kalın barsağa kadar sindirilemeyen karbonhidratlardır. Prebiyotik olarak etkinliği kanıtlanmış sebzeler enginar, hindiba, pırasa, muz, soğan, sarımsaktır. Çocukların günlük alması gereken en az miktar 5 gramdır. Bu miktar 1 porsiyon sebze yemeği, 1 küçük muz, 1 küçük boy soğan veya sarımsağa denk gelmektedir.
Her gün probiyotik gıda ve prebiyotikle desteklenmiş bir beslenme türü, sağlıklı ve uzun yaşamın sırrıdır. Günlük olarak en az 1 bardak kefir veya 1 kase yoğurt tüketilmesi çocuklar için sağlıklı kemik ve diş gelişimde etkilidir. Kalsiyum emiliminin, prebiyotik tüketen insanlarda daha çok olduğu kanıtlanmıştır. Probiyotik beslenen çocuklarda karın ağrısı ve huzursuzluk daha az görülmektedir.
Bu tip beslenme emziren annelerde ve gebelerde bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir.
Doğal yollarla elde edilen probiyotik gıdaların yanı sıra, endüstriyel olarak da bu ürünlere ulaşmak mümkündür. Avrupa’da üretilen bebek mamalarında, tüm dünyada hazır preperatlar halinde, endüstriyel olarak üretilen geleneksel gıdaları tüketebiliriz.
Yalnız, ticari amaçlarla hazırlanan, ürün çeşitliliğini geliştirmek maksatlı üretilen meyveli ve aromalı yoğurt ve kefir ürünlerini tüketirken içeriğindeki şekere ve diğer maddelere dikkat etmek gerekir. Geleneksel yöntemlerle hazırlanan gıdaları tüketmek daha doğru bir tercihtir.
Yoğurt ile mayalanan “ev tarhanası” besleyici özelliği ile sofralarımızın baş tacıdır. Pişirme öncesi kuru halde probiyotik ve prebiyotik özellikteyken, pişirme sonrası probiyotik özelliği azalmakta prebiyotik özelliği devam etmektedir.
Turşu ve sirke de uygun şekilde kurulduğunda probiyotikçe zengin bir besin kaynağına dönüşür. Çocukların ve yetişkinlerin günlük tüketimi için güvenlidir. Tuz oranına dikkat edilmelidir. Özellikle pancar, lahana, hindiba, kırmızı lahana, yeşil fasulye, biber, yeşil erik, havuç, karnabahar, pırasa, turp, turşuları bir miktar kefir altı suyu konularak hazırlandığında gerçek anlamda birer şifa kaynağına dönüşürler.

SAĞLIKLA YAKINDAN İLİŞKİLİDİR!
Probiyotik içeren besinler, antibiyotiğin aksine, kesinlikle ilaç değildir. Tüketildiğinde sağlığa faydası olduğu için “fonksiyonel gıda” olarak tanımlanabilir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından antibiyotik kullanımına sınırlama getirilirken, hastalıklar ile mücadelede yararlı bakterilerin kullanılması tavsiye edilmiştir.
Karbonhidratlardan laktik asit üreten bu bakterilerin kullanımına ilişkin yüzyıllardır süregelen bilgi birikimi de mevcuttur. Probiyotik tüketimine ilişkin herhangi bir yan etki bildirilmediği gibi insan sağlığına olan faydaları aşağıdaki gibi sıralanabilir.

Laktoz sindirimine katkı sağlar. Süte bağlı sindirim bozukluğu (laktoz intoleransı) dünyada erişkin nüfusunun yaklaşık %75’ini etkilemektedir. Mayalanmış süt ürünleri tüketerek bu durum engellenebilir ve süt alınması hedeflenen besinler daha kolay şekilde sindirilebilir.
Yoğurt ve kefirin içerdiği probiyotik nedeniyle allerjik reaksiyonlar üzerine olan olumlu etkisi üzerinde ciddiyetle durulan konulardan birisidir. Probiyotikler, bağırsaklarda gerçekleştirdiği faaliyetler sonucu, bağışıklık sistemini uyararak alerjenlerin kana geçişini engeller ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Özellikle bebek ve çocuklarda görülen alerjik rinit, astım, gıda alerjileri, egzama, atopik dermatit gibi rahatsızlıkların tedavilerinde barsak mikroflorasının çok önemli olduğu belirlenmiştir. Probiyotik ve prebiyotik destekli beslenme çocuk sağlığı için etkili bir yöntem, bir terapidir.
Kalsiyum ve magnezyum emilimini artırdığı kanıtlanmış ve çocuklarda kemik yoğunluğunu artırarak büyüme ve gelişime katkısı olduğu saptanmıştır. Sıklıkla bu çağlarda görülen diş çürüklerinin engellenmesi de bir diğer faydasıdır.
İshal, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan beş yaşın altındaki çocuklarda en önemli hastalık ve ölüm nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Seyehat ishalinde, rota virüs diyareli çocukların tedavisinde, antibiyotiğe bağlı gelişen ishalde, radyoterepinin yan etkisi olarak gelişen ishalde ve gıda zehirlenmelerinde, probiyotik kullanımının ishal gelişme riskini dört kat azalttığı ve iyileşmesine yardımcı olduğu gözlenmiştir.
Dünya nüfusunun yarıdan çoğu Helicobacter Pylori ile enfektedir. Midede gastrit ve ülsere neden olan bu zararlı bakterinin gelişmesini ve yayılmasını önleyen probiyotikler, tekrarlanmasının engellenmesinde, hastalığın önlenmesinde ve tedavide etkilidir. Bebek reflüsü ve kolik önlenmesine yardımcıdır.
Sebebi bilinmeyen, yeni doğan döneminin ciddi bir rahatsızlığı olan Nekrotizan Enterokolit’in, yetişkinlerde görülen tek tedavisi antibiyotik kullanımı olarak bilinen crohn hastalığının ve ülseratif kolitin tedavilerinde başarılıdır. Rahatsız bağırsak sendromu ve kabızlığı tedavi eder. Bağırsak (kolon) kanserini önler, tedavisine yardımcıdır.
Çağımızın en yaygın hastalıklarından biri olan kanserin başlıca nedenlerinden biri çevreden alınan karsinojenik maddelerdir. Probiyotik beslenme, bağırsaklarda oluşan toksik atıkları etkisiz hale getirir, karsinojen aktivitesini, tümör oluşumunu ve zararlı bakterilerin gelişimini baskılar ve enfeksiyonu önler.
Hipertansiyonu, kolesterol rahatsızlıklarını, karaciğer sirozunu önler. Safra tuzu oluşumunu düzenler. Kardivasiküler hastalıklara yakalanma riskini azaltır.
Ayrıca yoğurtça zengin probiyotik beslenmenin ürogenital sistem sağlığına faydalı olduğu, enfeksiyonları iyileştirdiği, mesane kanserini önlediği bildirilmektedir.Bilim çevreleri ve insanlık zorlaşan yaşam koşullarını iyileştirmek, artan nüfusa rağmen gıda üretimini dengelemek için türlü yöntemler geliştirmektedir. Bulunan her yöntemin sağlığa yararları ve zararları tartışılırken, geleneksel gıda muhafaza ve çeşitlendirme yöntemlerinin ne kadar etkili olduğu her araştırmada bir kez daha anlaşılmaktadır. Sağlıklı ve uzun yaşamın sırrı uzun yıllardır araştırılmaktadır ve araştırılmaya devam edecektir. Her yeni çalışma göstermektedir ki doğanın bütünü insanlığın aslında en yakın dostudur.
Gıda Mühendisi Didem M. ZAMANOĞLU
KAYNAKÇA:
Taşdemir, A, 2017, Probiyotikler Prebiyotikler ve Sinbiyotikler. Sağlık Akademisi Dergisi 2(1): 71-88, Kastamonu, Türkiye
Uymaz, B, 2010, Probiyotikler ve Kullanım Alanları. Pamukkale Üni Müh. Bilimleri Dergisi 16 (1): 95-104
Kuşçu, İ, Eylül 2017, Gerçek Probiyotik Beslenme Fermentasyonla Şifalı Gıdalar, Doğan Yayın, İstanbul, Türkiye
Özden, A, 2017, Probiyotik “Sağlıklı Yaşam İçin Dost Bakteriler”, Güncel Gastroenteroloji, 22:17/1, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı, Ankara, Türkiye
Kutlu, T, Pre ve Probiyotikler, İstanbul Üni Cerrahpaşa Tıp Fak, Çocuk Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı, Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalı, İstanbul, Türkiye





