Var oluşun tabiatı dört ana elementle ve dört tabiatla ifade edilir. Buna boyut kazandıran üç farklı hal ile de derinleşir.
Ateş, Toprak, Hava, Su
Sıcak, Soğuk, Kuru ve Yaş
Öncü, Sabit, Değişken
Tüm varoluşsal anlamları bunların kombinasyonlarıyla açıklayabiliriz. En süptil yapıları bile ifade ederken zorlandığımız noktalarda bu tarz indirgenmiş analizler yardımcı olur.
İnsan bedeninin en sade ifadeyle toprak elementinden et bedeni, su elementinden vücut sıvıları, hava elementinden nefesi ve ateş elementinden canı oluşur.
Et bedendeki muazzam kombinasyonlar ilahi bir düzenin mikro göstergesidir. Bu düzendeki aksama, elementel dengelerdeki uyumsuzluk, tabiatı zıtlaşan yapılar vücutta hastalık olarak kendini gösterir. O halde yüksek benlikle bağlantısı güçlü olan ruh, bedenini dinleyerek ahengini yeniden yakalamak üzere bir yola koyulur.
Bunun için yüksek farkındalık şarttır ki, bedenin ızdırabında acıyla hemhal olup oyalanmamak mümkündür.
Acı, ağrı, sızı gibi her türlü sinyal bir uyarandır. Bir göstergedir. Beden bu sinyalleri aldığında şuura aktarımında bir açılım yaratmayı amaçlar. Hastalıkların kökeninde genellikle tekamül çabasından başka bir şey yoktur.
Geleneksel tüm ilimlerde şifa teknikleri arasında tıp ve astroloji hep kol koladır. Bu iki ilmi birbirinden ayrı düşünmek, her iki ilmin birbirini yok sayması ancak tedavileri geciktirir, verimsizleştirir.
Farabi, İbni Sina gibi tıp ilminin öncüleri çok iyi düzeyde astroloji bilgisi (ilm-i nücum) sahibidirler.
Beslenme de bu ilimlerin bir ayağıdır ki, farmakolojinin de aslında en yaygın formudur.
Eksik maddelere çekilen bedenler tamamlanma arzusundadır. Tüm mineraller, vitaminler genellemede toprak elementiyle ilişkilendirilebilir. Ve toprağa can veren ise sudur.
Her bir bitkinin en az bir yönetici gezegeni, bir tabiatı vardır. Her bir hastalığın en az bir gezegensel göstergesi, kombinasyonu vardır. Bu iki yapıyı yapbozun iki ayrı parçası gibi bütünlediğinizde şifa oluşur. Bedensel sağlığını anlaması için bir insanın doğum haritasını ezbere bilmesi şahsi fikimce şarttır. O halde hastalıkları hakkında bilgi sahibi olur ve kaçınması gereken yapıları kolaylıkla tanır.
Bazen de hastalıklar ruhtaki bilginin açığa çıkması için hatırlatıcı olur. İdrak kapasitesi zayıf olan ruh, en kolay mekanizmayla, hastalıkla aksamaya uğradığında durmaya sevk edilir. Düşünme fırsatı, araştırma fırsatı, unutturulanı hatırlama zamanı oluşur. Bu nedenle hastalıklarımızı anlamaya gayret göstermek önemlidir. Bu kavrayışla nefret ettiğimiz bedensel sorunumuzun kendi şifamız olduğu idrakine kavuşuruz ki bu da muazzam bir bilinç düzeyidir. O halde iyileşme hızla ve kolaylıklarla beraber gerçekleşecektir.





