Saatine bak ve takvimden bir yaprak kopar.
Takvimin asılı olduğu duvarın bir de arkası var.
Bu andan hemen önce,
Orada, 12 koca dişli birbirleriyle uyumla çalışıyor olsunlar. Çarklar yağlı, dişler birbiriyle fevkalade uyumlu, tıkır tıkır dönüyorlar farz edelim. Dönme gücünü de birbirlerinin dönüşünden alıyorlar, ilksel bir etki verilmiş olsun ve durmadan işliyor olsunlar.
Tabi bilmiyoruz bu ilksel etki nedir, her şey nasıl başladı, dişlileri kim yaptı, kim bu feleğe oturttu bilmiyoruz.
Birine bakıyoruz ortasında bir mil, yerine kurulmuş ağır ağır dönüyor. Dişler küçücük. Sanki diğerlerinin hepsini bu döndürüyor. Aldanmayalım diye diğerine devam ediyoruz. Onun da dişleri geçmiş ağır olana , fır dönüyor. Kim bilir ağır abi bir tur atana kadar, ufaklık kaç tur atıyor.
Bir diğeri bir başka düzlemde, aynı mile oturtulmuş, abisiyle mecburen dönüyor gibi. Ona da bağlı bir diğeri. Derken bakıyorum bir başkası, sonra öteki, daha altındaki, üstündeki…
Çarklar muazzam, en mükemmel işçilikle, en mükemmel malzemeden yapılmış.
Ne zamandır çalıştığını bilen yok. Anlamaya çalışan var ama ispat edebilen yine yok.
Duvarın arkasında izlenmeli bu muhteşem düzen hayranlıkla.
Keyifli bir kaçıklık gibi düşün sen orayı.
Sonra,
Bir ince sesten miyavlama gibi bir çığlık.
Bir bebek doğuyor anasından.
O esnada babası saatine bakıp, takvimden günün yaprağını kopararak üzerine not alıyor.
Sen doğdun bebek. Baban kağıdı katlayıp iç cebine koyuyor.
O esnada bir rüzgar esiyor kıvrılarak, sırtında bir takvim yaprağı. O yaprak gelip en minik çarkın arasına bir saman çöpü gibi sıkışıyor.
Çarklar büyük bir gümbürtü çıkarmaksızın, usulca duruyor. Ne rüzgar esiyor ne başka bir eylem…
İşte bu an doğduğun andır.
Çarklar, sistemdeki gezegenler;
Dişliler onların dereceleridir.
Doğduğun an, sistemde ruhunun ilerleyemediği, sıkıştığı, kısa yol aradığı andır.
Ruhun bir çöp gibi saplanmasıdır, Dünya mazotuna.
Bizler tüm yaşamız boyunca, elimizde yalnızca bir saman çöpü bilgiyle, duvarın öbür yanında sıkıştığımız yer neresi, bulmaya çalışırız.
Çoğunlukla bulamayız, başka yere sıkıştırdığımız bir çöpü, bir sonraki yaşamda çözmek için yeniden doğarız. Ve tekrar, ve sonra, yeniden… Her seferinde elimizde yalnızca bir saman çöpü. Sen yine aynı sen. Ben yine aynı ben. Ama bu sefer biriken diğer çöplerin üzerine doğarız.
Buna KARMA denir. Deneyimlediğin her bir çöpe de DHARMA.
Bilmeliyiz ki; az insan, gerçekten çöpleri bulabilir.
Yalnızca hakikatle ilgilenenler, duvarların arkasını da merak edenler.
Bunlardan da bazısı çöpleri çıkarabilir.
Onlar, duvarın her iki tarafını da anlayabilenler.
Saman çöplerini temizleyebilenler içinden de yine pek azı sonuncuyu da alarak uzaklaşır.
Zemberekle bütünleşenler.
Her bir dişliyi belleyenler, kendini bilenler, erenler.





